15 Ekim 2013 Salı

"Anne"...

Bugün gözümün içine baka baka "anne" dedin ilk kez...
O an anlatılmaz...Anlatamam ki... Hala tuhaf bir gülümseme var yüzümde o andan kalan.
Sen bana hep "anne" de yavrum benim.
Ben bir ömür bu sıfatla anılmak istiyormuşum meğer, ne kadar da açmışım bu kelimeyi duymaya, ne kadar içi dolu, yoğun bir kelimeymiş meğer...
Senin minik dudaklarının arasından ne de güzel çıktı bu kelime...
Hala içimde yeniden aşık olmuş bir liselinin heyecanı var sanki şuan.
Sanki şu an gecenin bu saatinde dışarıda çıplak ayakla koşup, bağıra bağıra şarkı söyleyebilirim, soğuğa insanlara aldırmadan...
"Anne" dedi bana oğlum....
Anne dedi..
Anne oldum ben.

Bu arada Kurban Bayramı bugün:) Kutlu olsun! Bana çok kutlu ve mutlu oldu:)

20 Eylül 2013 Cuma

Doktor kontrolü

Doktor kontrolünün ardından.
Bir anne bebek doktorundan neler bekler acaba?
Ben mesela mümkün olduğunca doğal yöntemleri tavsiye eden, iletişimi kuvvetli, işimi yapıp çıkayım havasında olmayan, sakin ama huzur verici bir doktor bekliyorum. Bu beklentilerim çok mu bilmiyorum ama özellikle ilk kez anne olmuş "acemi, telaşlı" annelerin böyle bir doktora ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum.

Doktorumuz her şeyin yolunda olduğunu söyledi bugün. Aslında son zamanlarda bizi huzursuz eden uykusuzlukla ilgili somut bir veriye ulaşamadık. Ben yine diş çıkarma sıkıntısından kaynaklandığını düşünerek kendimi rahatlamaya çalışıyorum.

Bugün itibari ile benim minik bebeğim 9 kg 100 gr. ve boyu da 73 cm:)
Bunu yazınca aklıma hamileyken doktor kontrolüne gittiğimizde edindiğim bilgiler geldi. Bebeğiniz şu an 158 gram dendiği günü hatırlıyorum...

İyi ki varsın benim fındık kurdum...
Seni çok seviyorum...

19 Eylül 2013 Perşembe

tekrar yazmaya karar veren anne...

19 Eylül 2013 Perşembe

tekrar yazmaya karar veren anne...
10 aylık olmuş Bartu'nun annesi...
Çok mutlu bir anne...

Buraya yazacak o kadar çok şey var ki. Ne zamandır bu kararı vermiştim, ancak artık hareket etmenin zamanı geldi. Her gün olmazsa bile her hafta o haftayı özetleyen bir paylaşım yapacağım buradan. Peki ama neden diye soranlar olursa, en çok da oğlumun ileride bebekliğine dair okuyacak hatıraları olsun diye.

Neler yapabiliyorsun: Bye bye dendiğinde el sallıyorsun. Ama bizler gibi sağa sola değil de aşağı yukarı bir el sallama tarzın var, bu da sana ayrı bir tatlılık katıyor tabi:)
                                "Gel" kelimesini duyduğun an gel gel hareketi yapıyorsun:)
                                Heceleri tekrar etmeye başladın. Mesela az önce teyzenle çok tatlı bir diyaloğunuz oldu. O "dedededede" dedi sen tekrar ettin, sonra "pufff pufff" diye sesler çıkardı sen de aynısı yapmaya çalıştın.
                                Müzik olduğunda hareketleniyorsun, ve tek elini yine aşağı yukarı hareket ettiriyorsun.
                                Mama sandelyende önüne koyduğum küçük parçaları zar zor ağzına götürebiliyorsun, ve bunu yaparken ki çaban izlemeye değer:)
                                Emekliyorsun, ısrarla oyun halının üzerinden çıplak yerlere doğru gidiyorsun, kablo, priz tehlikeli ne varsa bulabilme potansiyelin var.


En sevdiğin oyun, "ece" tarzında kaybolup var olma oyunları.
En sevdiğin oyuncağın, araba direksiyonun. (Fotoğrafını ekleyeceğim)
En zorlandığım anlar: Son 1 haftadır gece uyumamak için direniyorsun ve anne sütü almamakta ısrar ediyorsun. Bu beni çok üzüyor tabi :(
En severek yediğin yiyecek: Anneanne yapımı tarhana çorbası, somon balığı:) (Buna çok seviniyoruz)

Devam edecek....

25 Nisan 2012 Çarşamba

En güzel Pazar...



22 Nisan Pazar…
Pazar günlerini hiç sevmezdim ben, ama bu Pazar başka bir Pazar sanki… Yüreğim kıpır kıpır, sevgi dolu, sen dolu.
O minicik kalbin atsın diye çalışıyor her bir hücrem sanki. Sabahları kalkınca gülümsemeyle uyanıp elimi karnıma koymak ve seni düşünmek kadar huzur veren başka bir şey daha var mı bilmiyorum…
Bugün yürüyüşe çıktık baban ve dayınla. Çiçek topladılar bana  (ya da sana J). Pabucum dama mı atılacak yoksa ne? J
Sonra hep hayal ettiğimiz bir şey yaptık senin için. Bir ağaç fidanı aldık. Senin kadar küçük, senin gibi büyümeye hazır, senin gibi yavru bir fidan… Küçük ama dimdik hayata tutunmuş bir elma fidanı.
Ve bahçemizin en güzel yerine diktik bu fidanımızı senin adına. 
Beraber büyüyün, hep dimdik olun, meyve verin, mis gibi kokun...
Mevsimler yormasın sizi… Yapraklarınızı dökün zaman zaman ama hep yeşermeye yüz tutun diğer taraftan… Her şeye inat göğe uzansın dallarınız, kök salın derinlere…
Sevgiyle can suyunu verdik sonra, canımızdan sana can verir gibi…
Gözlerimiz dolarak baktık fidanımıza ve ileride senin elinden tutup “bak yavrum bu ağaç senin, senin varlığını öğrendiğimizde diktik” dediğimiz günü hayal ettik.
Canım bebeğim, sıkıca tutun bana tamam mı? Zor ama uzun bir yolun başlangıcındayız. Senin hayatının başlangıcı, bizim ise hayatımızın anlamının başlangıcı bu.
Sen bendesin, ben de sendeyim hep unutma.
Seni çok seviyoruz
Annen & Baban
türkülerle
ağıtların
birbirine karıştığı bir zamanda
bir çığlık atacaksın dünyaya
toprakta patlayan tohumun
sevincini yaşayacaksın
ve ben seni
yeni açan bir çiçek gibi karşılayacağım
ve de okşayacağım birkaç saçını
yüreğimde dereler çağlarken
gül kokan dudaklarından
ananın ak sütü dökülürken
anlayacaksın
başlamıştır kavgan
ve yılmadan yürüyeceksin yolunu
ine çıka
düşe kalka
yüreğinde sönmeyen
umutla


Z.E

20 Nisan 2012 Cuma

Betül & Cenk


En güzel örtüyü sermeliyim masaya. En güzel şamdanları çıkarmalıyım bugün. En sevdiğimiz yemekler de tamam. Az kaldı birazdan gelir Cenk’im.
Bir mesaj göndereyim.
“Aşkım akşama sürpriz misafirimiz var geç kalma” (Gönderildi)
Saat 18:45. Her şey hazır. Artık bekleme zamanı. Her geçen arabada acaba o mu diye pencere önüne koşma heyecanı. Araba beklerken karşıda çiçek açan ağaçlara bakıyorum. Leylakların kokusunu hissediyorum. En sevdiğim renkle bezenmişler yine. Bu ağaçlar hep böyle güzel görünüyor muydu ki diye soruyorum kendime. Baharı içime çekiyorum. İlk kez karşıda gördüğüm horoza kızamıyorum beni zamansız uyandırdığı için. Pidecinin kedisi sanki bana gülümsüyor. Karşı apartmanın tırmalayan rengi bile ilk kez hiç sinir bozucu gelmiyor gözüme. Pencereyi açıp yoldan geçenlere selam veresim geliyor. Son bir kez aynaya bakmak için içeri geçiyorum. Kendime gülümseyip göz kırptıktan sonra beyaz bir kağıda birkaç satır yazıp onu da masaya bırakıyorum özenle.
18:50. Ve işte zil çaldı.
“Hoş geldin bitanem J”
“Hoşbulduk aşkım da misafir kim merak ettim.”
“Sürpriz dedim ya, yemek odasında bekliyor. Uzun yoldan gelmiş yorulmuş. Hadi yemeğe geçelim.”
Yemek odasının kapısına yöneliyorum, ne olur ne olmaz meraklı kocam aniden açıp sürprizi bozmasın diye kilitlediğim kapının anahtarını çıkarıyorum cebimden. Yaramaz bir çocuk gibi beliriyor yanımda Cenk. Sen kapının önünde durma, biraz yan tarafta bekle deyip uzaklaştırıyorum. Meraklı, heyecanlı, şaşkın bekliyor… Kapıyı açıp “gel” diyorum elinden tutarak. İçeriye giriyoruz. Boş odaya bakıyor önce, bir anlam veremiyor. Tam bana “kimse yok ama burada” diyecekken masaya ilişiyor gözleri. Kalbim sanki bana bu heyecana daha fazla dayanamayacağım diyor tüm hızıyla atarak. Ellerim titriyor.
“Aşkım?” diyebiliyor sadece. Oda sessiz ama sanki dünyanın en güzel bütün sesleri orada o an. Ya da kelimesiz geçen her saniyesi en güzel şiirlerle, dualarla dolu. Her zaman 2 kişilik hazırlanan masanın 3. kişi için hazırlanan kısmına bakıyor. Bir tabak ve üzerinde bebek mama önlüğü... Koltuğa bakıyor, bir bebek zıbını… altında da ayakkabıları. Ve tabağın yanındaki nota bakıyor sonra “ “merhaba babacım, seni çok seviyorum…" Ve işte bu andan sonrayı anlatacak hiçbir kelimeyi bulamıyorum!
Evet biz anne baba olacağız! Böyle bir cümlenin peşinden gelen her cümle eksik sanki, öznesiz, yüklemsiz, ifadesiz. Bu duygular nasıl anlatılır bilmiyorum. Tek bildiğim o akşam sevgilimde daha önce hiç görmediğim bir sevinç gördüm, gözlerinde diğer gördüklerimden çok farklı bir ışık gördüm. Gözlerimizden akan gözyaşları bugüne kadar en anlamlısıydı sanki, yediğimiz en güzel yemekti, en uzun akşamdı, en mutlu çifttik biz! İlk kez anne babaydık biz! 




Blogger tarafından desteklenmektedir.